JULY SPECIAL ISSUE (INDUSTRY 4.0)

1990’ların başından itibaren başını Çin’in çektiği gelişmekte olan ülkeler, dönemdeki doğal kaynak ve nüfus üstünlüklerinden de yararlanarak, batı veya merkez kapitalist ülkelerdeki üretimin önemli kısmını kademeli olarak kendilerine çekerken üretimin tahrip edici yönlerini de (emisyon artışı, çevre kirliliği gibi) üzerlerine alıyor ve bu durum da merkez ülkeleri fazlaca rahatsız etmiyordu. Dikey disentegrasyonun yaşandığı bu süreç -küresel ölçekte ulaşım ve internet teknolojilerinde yaşanan ilerlemelerin de desteğiyle- tedarikten lojistiğe, imalattan pazarlamaya, satıştan satış sonrası servise kadar birçok alanın parçalanarak dünyanın farklı coğrafyalarına yayılmasına kapı araladı. Merkez ülkeler bu süreçte daha ziyade tasarıma yönelirken doğ ve insan sağlığını öne çıkartıyor, dünyanın yeni üretim alanları ise yükselen üretim güçleriyle dünya ekonomisinde seslerini yükseltmeye başlıyorlardı.

Sürecin devamı özellikle taklit ekonomisinin boyutlarını ileri düzeylere taşımasına ve merkezde tasarımı yapılan ya da temel bilgisi üretilen neredeyse her şeyin yarı-çevrede daha hızlı ve pazarlanır ürünlere dönüşmesine yol açtı. Pazar olarak da -karşılaştırıldığında- yarı-çevre ve çevre ülkelere göre hem nüfusun yaş bileşimi hem de toplam nüfusun harcama eğilimleri düşünüldüğünde, merkez ülkelerde ciddi bir daralma kaçınılmaz oldu. Efektif taleple destelenmeyen ve genel olarak da heveslenilmeyen üretimin merkezden kaçışı katma değerin de buralardan yarı-çevre ülkelere kaymasına neden oldu.

 Esasen 2000’lerin başında ABD’de ama daha sonraları da Almanya’da bu “soruna” yönelik çözüm için yeni bir “paradigma” arayışı nihayetinde 2011 yılında Alman Bilim ve Mühendislik Enstitüsünde Kagermann ve arkadaşlarının çerçevesini çizdikleri “Sanayi 4.0” paradigmasının doğmasına zemin hazırladı. Bu yaklaşım sonucunda yarı-çevreye kayan katma değerin tekrar merkez kapitalist ülkeler çekilmesi ve taklit ekonomilerinin engellenmesi hedefleniyordu. Bu hedef doğrultusunda yeni dönem teknolojileri (yapay zeka, nesnelerin interneti, eklemeli üretim, blockchain, büyük veri gibi) bir araya getirilerek taklidi zor ürünler ve küresel dikey ve yatay entegrasyon arayışı yoğunlaştırıldı. Bu bağlamda Sanayi 4.0’ın iki özünden bahsetmek mümkün: Birincisi sosyal öz ve ikincisi teknik öz. Sanayi 4.0’ın sosyal özü “ilişkisellik” ve teknik özü de “sensor” teknolojisi olarak tanımlanabilir.

 Sanayi 4.0 veya Endüstri 4.0 paradigmasının Almanya’da ilk ortaya çıktığı tarihten bu yana geçen 10 yılda merkez ülkeler henüz katma değeri kendilerine çekme konusunda başarılı olamazken son beş yılda (2015 sonrası) Sanayi 4.0 paradigması kapsamındaki teknolojilere en çok yatırım yapan ülke Çin Halk Cumhuriyeti oldu. Görünen o ki, Çin Sanayi 4.0’ı da taklit etti…

Temmuz 2021 sayısında JLECON dergimizde benim misafir editörlüğümde “Sanayi 4.0 Özel Sayısı” planlıyoruz. Dergi yazım kurallarına sahip makalelerinizi değerlendirilmek üzere 21 Mayıs 2021 tarihine kadar bekliyoruz. Makaleler Sanayi 4.0’ın sosyal ve teknik özü dolayımında tüm disiplinlere açıktır.

Saygılarımla.

Prof. Dr. Sinan Alçın